Başlangıç arrow Sizden Gelenler arrow Bir Yanım Eflatun ...
Bir Yanım Eflatun ...
Yazar miraç akyüz | Çarşamba, 04 Kasım 2009

Bir yanım eflatun .... Sen kırmızı dudak izlerinin kıvrım yeri İsmimin ... Bir ara .. Kırık aynadan yansımış ayışığı , Ve uzun bir holu geçiyorken zaman .... Bakkal defterinin ortasına atılmış, Ekmek parası bir gülüş, Bir çocuk... Hıçkırığı çıkartıp asmış bir anne , Sabaha yetişecek talebe forması gibi Kurumasını beklediğim hüzünlerim ... Tüm ağlamalarımı bir gülüşe sattım ,, Bir yanım eflatun ... Yağmura öykündüm, Bilmediğim bir şiirin dudaklarımı kanatması . Ve ölü doğacak bir cenine , Baba şefkati ile sarılmak .. Sımıscak bir sokakta donmak üzereyken, Bildiğim kadar cahil , Bilmediğim kadar ukala kalmak Kirli temizliklere,, Temizlenmiş kirli hallerimi buladım ... Çamurla yıkandım , Suyla kirlendim .. Bir yanım eflatun .... Özledim dediğim yerlerde dilimi ısırdım , Sarardım.. Ama !! Susadım sustukarıma , Kimse bilmedi.. Bir masal kitabının içinde, Not alınmış , altı çizilmiş , İhanet metni sözlerim ..
İntahar ko(r)kusu avuçlarından sürülüyor .. Son bir ihtimal kadar hayal. Olmayacak birşeyin hesabı kadar korkutuyorken insanı Ve İskemlede ters oturmuş haylaz ihtiyarken zaman .. Tozlu bir resme uğruyorken , yol üstü hatıraları.. Dış etleri kanamış babalar gibi Bir şarkı tutulmuş radyonun frakans boyunda, Dalda dalga dağılıyorken , Şarkının sisleri bulvarlardan , Üçüncü sınıf bir semt otelinde, Sabaha karşı bilmem kaçında saatin , Yağmur terk ediyorken sevdiğini , Gökyüzünü Sen ise Toprağın karasından bozma , Alacalık gibi duruyorsun aklımda.. Biraz beyaz bir hatıra hala Belkide kahırlı sabah.. Dün dünündür derler , Bugün kimin.. Beni zamanın zamansızlığı gibi düşün .. Bir yelkovanın Pil yorgunu kalbi gibi Arada kalmış iki arkada bir önde , Titresem üşüdü derler.. Üşüdüm de bir ara , Yangınlarda elimi hohladımda oldu .. Adını bilmediğim bir gecede . İç bükeysiz bir sorun gibi duruyorsun üzerimde, Kara tahtada gibi hissettim yanlızlığımı, Dokunsan bütün bilmediğim soruların cevabını verirdim. Dokunsan iliklerime kan bulanır. Bollanır kollarım , Ve elbiseler yürür gider, cibil bir hüznüm kalır . Kül kül sıgaralarada eksilirim .. Resimlere izin verseler ilk gölgem kaçar .. İlk gözlerim kapanır , Başka bir aksana akar dillerim .. Bir akşama , Bir sana .. Bir hayalden geçerken sen kal dedi birileri .. Orta yerinde bir asır gibi.. Demek ki sen başkaymışsın , Ben başka .. Sen hep ( a )şıkkı Ben belli ki hiç biri...


Miraç akyüz ....

Yorum (4) >> feed

aslı demiş ki: _

 
Sen hep ( a )şıkkı Ben belli ki hiç biri...


smilies/angry.gif
Kasım 14, 2009

Hüzün Kovan demiş ki: _

 
Çokluğun yalın halinden uzakta...

Çok değil kalabalığız. Yalın değil çıplağız. Çokluğun yalın halinden epeyce
uzaktayız. Ellerimiz kirli. Ellerimizi altına tuttuğumuz sular kirli. Ellerimizi yıkamak isterken kirletiyoruz en çok.

Dışımızın karanlığından içimiz sıkılıyor. Ama aynı içimiz, hiç sıkılmıyor içimizin karanlığından. Bir şeyleri anlatamıyorsak, bu daha çok, o şeyleri anlamak istemediğimizden oluyor.

Anlamlı olana ulaşmak için konuşmuyoruz çoğu zaman. Hayatın ağır katarını itelemek sadece derdimiz.

Aynalara ihtiyacımız kalmadı. Çünkü baktığımız bütün yüzler, bir anlamda bizim yüzümüz.

Çocuklarımıza sinirleniyoruz. Çünkü onlar cesaretle konuşmayı sürdürdükçe, bizim yaşamazlığımız gizlenemez hale geliyor.

Ölümden neden korktuğumuzu açıklayacak birçok neden bulabiliyoruz. Ama hayatı neden bu kadar tutkuyla sevdiğimizin bir açıklaması yok.

Ne zaman bir suç yüksek sesle dile getirilse, bağırarak masum olduğumuzu söylüyoruz. Oysa masumiyet bir fısıltıdır.

Başardığımızı düşündüğümüz şeylerin çetelesini başkaları ile birlikteyken ayrı, kendi başımızayken ayrı tutuyoruz. İkinci çetele hep daha uzun oluyor.

Kime sorsanız dünyadan umudu kesmiş durumda. Peki neden kimse aynı kesinlikle kendinden umudu kesmiyor?

Pisliğin giyecek tek bir elbisesi olduğuna inanmak istiyoruz. Çünkü bu varsayım, pisliğin başka kılıklarda yanımıza yaklaşmasını mümkün kılıyor.

Her şeyi en kısa zamanda unutmak ümidiyle öğreniyoruz. Her şeyi unutulur ümidiyle söylüyoruz. Seslendirilmemiş bir hafızasızlık andı içmişiz
aramızda.

Ortaya bir şey koyamayacağımızı bildiğimizden yarını hiç konuşmuyoruz. Hem yarını konuşsak, bugünü de konuşmamız gerekecek.

En karmaşık hesapları bile çözebilecek kadar ilerlettik matematik ilmindeki performansımızı. Ama ruhlarımızdaki hesap ve pazarlıkları göremiyoruz yine de.

Kimse kimseye güvenmiyor aslında. Ve kimsenin kimseye güvenmesi için de pratik bir neden yok ortada!

Hatır sormalar gündelik olağan tekerlemeler olarak çıkıyor ağızlardan. Biri sıra dışı bir cevap verdiğinde, herkesin canı sıkılıyor bu cevaba.

Sevgilerin kalıplara dökülmüş o kadar çok hazır cümlesi sürüldü ki piyasaya, kimse kendi sevgisinin sözcüklerini aramaya ihtiyaç duyamıyor.

Uzun sürmüş bağlılıkların varlığı, neredeyse sadece seçeneksizliklerle
açıklanabiliyor artık. Oysa asıl seçeneksizlik, hiçbir şeye bağlanamamaktır.

Gerçekte kimsenin günlerini renklendirecek parlaklıkta bir fikri yok. Bu
yüzden sıradan fikirlere parlaklık kılıfı geçiriliyor mecburen.
Erdemi, erdemsiz ortamlara yakıştırarak kaldırdık tedavülden. Şimdi
kendimizi erdemsiz ortamlara yakıştırmakta bir sakınca görmüyoruz bu yüzden.

Mağdur değil mağlubuz.

Doğru değil yanlışız.

Gerçeğin yalın halinden epeyce uzaktayız.
Aralık 01, 2009

miraç akyüz demiş ki: _

 
Hüzün Kovan..
gözlerim 'ki ,
ne zaman şiir yazsam aklıma gelecek kadar onurlandırdın beni,
teşekkür ederim :
Aralık 09, 2009

Hüzün Kovan demiş ki: _

 
Miraç Akyüz..
estagfurullah biz ne gördüysek onu yazdık sevgili arkadaşım.Tesadüf eseri bulduğum bunca güzel cümleye ancak saygı duyabilirim.
Üstelik bazılarını çok kez okudum ve yazarını merak etmişimdir.
Sizide bulunca eksik parçalar yerine oturdu.
Kaleminiz,Duygularınız Hiç Susmasın..

Şükran ve Saygı ile..
Aralık 14, 2009
Yorum yazın
quote
bold
italicize
underline
strike
url
image
quote
quote
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley
Smiley


busy
 
< Önceki   Sonraki >