
Tıp okumadım evet, bu konuda herhangi bir eğitim de yok ama bu illeti yenmek için bunlara gerek yok, biraz beynine hükmetmeyi bilmek gerekiyor sadece.
İşe öncelikle panik atak diye bir hastalığının olmadığını, bunun sadece beyninin pis, kaka bir alışkanlığı olduğunu düşünmekle başlayabilirsin. Kafanda neyi kurarsan onu yaşıyorsun hepsi bu. Şimdi bana "bekara karı boşamak kolay", "yaşamayan bilemez" gibi düşüncelerle gelmeyin. Gördüm, yaşadım ve yendim.
Geçen gece Okan Bayülgen'in bu konu üzerine yaptığı programı izliyordum. Gerçekten de bu hastalığının en ince ayrıntısına kadar irdelediler. Okan Bayülgen de bir panik atak hastasıymış. Bu yüzden defalarda hastahanelerin acil servislerini ziyaret etmek zorunda kalmış. Kalp krizi geçiriyorum yahut geçireceğim endişesi onu da esir almış. Sırf bu yüzden kalp krizi geçirirken, hangi kolun uyuştuğunu yahut ağrıdığını tam olarak bilmek istemediğinden bahsetti. Çünkü, o anda sağ kolu ağrıyor ya da uyuşuyorsa, sen orada ona "yok sağ değil sol kolunda olması lazım" gibi bir şey söylediğinde ağrının direk sağ koldan sol kola geçeceğinin bilincinde kendisi, yahut bir dahaki sefere uyuşmanın direk sol kolda başlayacağının. Beyin böyle birşey işte. Başının ağrıdığını hissediyorsun ve biliyorsun ki beyin kanamasının ilk belirtisi budur, beynin bundan korktuğunu algılıyor ve normal bir baş ağrısını bile iki üç kat fazla hissetmeye başlıyorsun. Hatta daha da ileriye gidip, vücudunun bir yanının uyuştuğunu bile hissediyorsun. Sonra bakıyorsun ortada ne bir kanama var, ne de başka birşey, rahatlıyorsun ama emin ol bu şekilde davrandığın taktirde aynı şeyi yeniden yaşamaya devam edeceksin. Peki ne yapmalı? İşe beyin kanamasıyla başlayalım. Doktorlar, artık herkesin aşağıdaki 4 adımı uygulamakla, bunu kolayca anlayabileceğini söylemektedir.
Kişinin gülümsemesini istemek. (Eğer yapamazsa = Felç demektir)
Kişinin çok basit bir cümle söylemesini istemek (Bugün çok güzel bir gün) gibi.
Kişiden her iki kolunu birden kaldırmasını istemek.
Kişiden dilini dışarı çıkartmasını istemek. Eğer yamulmuşsa bu da felç geçirdiğine işarettir.
Eğer bu durumlardan birini yaşıyorsanız, en yakın hastahaneye gitmeniz gerekmektedir. Gerçi panik atak hastalarına bunları söylemek demek, bunları yaşamasını sağlamaktır aynı zamanda biliyorum ama bu tür belirtilerle beyninizin sizi kandırabileceğini düşünmüyorum.
Diyelimki bütün belirtileriniz kalp krizi geçirdiğinizi gösteriyor. Nefes darlığı, kolunuzda uyuşma, göğüs ağrısı, çarpıntı vs. Emin olun gerçek bir kalp krizi geçirenler bunu hemen anlar. Panik atak hastalarının yaşadığı şey bir kandırmacadır ve kriz esnasında bunların daha kötüsünü yaşarsınız. Kalp krizi geçiren tanıdıklarım var ve her seferinde o anın gerçketen çok kötü olduğunu anlatır dururlar. Eğer panik atak hastasıysanız bu belirtilerden korkmanıza gerek yoktur. Belliki bir atak geçiriyorsunuz ve olabildiğinizde bunu beynize göndermeye çalışın. Bu sadece bir atak ve 10-15 dakika sonra geçecek ve siz yaşadığınız endişelerle kalacaksınız. Eğer panik atak hastası değilseniz, bu yukardaki belirtileri önemsemek gerekir elbette. Ruh sağlığı düzgün bir insanda bunlar önemli belirtilerdir ve derhal doktora gitmekte fayda var. Biz burada bu kanıdırmacayı yaşayan insanlar hakkında konuşuyoruz sadece.
Beyninizi karşınıza alıp adam gibi konuşun. Bak, böyleyken böyle oluyor, böyle gitmemeli, bunu yapma diyebilirsiniz. Bu andan sonra farkındalık dönemi başlar. Aslında her hissedilen şey, beyninin alışkanlıklarından ibarettir. Bizim tembel beyinler yeni şeyleri değil de bildiklerini düşünmek ister. Sırf yeni bir hastalık oluşsun, tıpçılar para kazansın diye. (:
Bayılma yahut hastalanma endişesiyle; yalnız başına dışarı çıkamamak, banyo yapamamak, evde yalnız kalamamak, dışarıya çıkarken yanında sürekli yiyecek veya su bulundurmak, asansöre binememek vs vs. Bunları yapmaktan kaçındığınız taktirde asla yapamazsınız. Üzerine gidin, inadına yapın ve yaparkende beyninizle dalga geçin. Bilinki, hiç birşey olmayacak, hiç olmamıştı ki zaten. Sosyal hayattan sizi kopartan bu kaka alışkanlıklar yıllarca sürerse üstesinden gelmeniz daha da zorlaşacaktır. İlaçlara bağımlı kalmayın, kendi kendinizin ilacı olun. Göreceksiniz ki hayat herçekten yaşanmaya değer ve bu safsatalarla geçirelecek kadar da uzun değil.
Şimdi başlayın, daha fazla geç kalmadan...