Sevgililer günü ya da sevgi günü..
İsmi ne kadar dar bir boyutu gösterse de, bir güne sığacak, bir günde anlatılacak, bir günlük yaşanacak bir şey değil.. Bakıyorum da şu içten, yürekli, ”Sevgilim” sözü, bazılarının şımarıkça ağzına doldu, kimileri de ağzına almaz oldu.. Bazen söyleyen sevgiyi bilmiyor, bazen de söylenen sevgiyi haketmiyor.. Ayağa düşmüş, ertelenmiş, yaşanmamış aşkları izlemekten çok sıkıldım artık! Aşk paylaşmaksa, paylaştıkça büyütmekse bir bakıma, aynı yöne bakmaksa, hastayken başucunda çorbaysa, elini tuttuğunda dünyayı unutmaksa, saatin kaç olduğunu bilip aldırmamaksa, sıyrılın günlük zaaflarınızdan! Oyunları da sevmiyorum ben, hepsinin kuralları var ve oldukları yerde , bir kadın ve erkek arasında kavgalar, bitmek bilmeyen boğuluşlar, yok etmeler var.. Tüm oyunlar birinin kazanması için kurulmuştur, ben bu oyunlardan korkuyorum, çünkü ne olursa olsun birinin kaybedeceğini biliyorum.. Kaldırıp atın içinizdeki ikiyüzlülüğü, koşulsuz sevmeyi deneyin, engel değil köprü kurun aranıza..
Devamı…
Seni gördüm dün gece, güzeldi… Sarıldık, güzeldi… Dokundum, güzeldi… ve tertemizdi yüzün, öptüm.. Gözlerim kapalı…
Bırakmamak geldi içimden ama rüya işte! Adı yokluk olsada varlığının, sabah gözlerimi açtığımda keşkelerle başlayan kamyonlar dolusu cümleler kurduysamda, ne seni ne de başkasını artık yürekten sevemeyecek kadar profesyonel olsamda, güzeldi…
Ne kadar zamansız zamanlar geçti üstümüzden hatırlamıyorum. Güzel kalan yaralar vardır bilirmisin.. Sende benim için, artık ancak izi belli olan, zaman zaman yanlış bir dokunuş yada mevsimsiz bir yağmurla sızlayan ama hep güzel kalan yaramsın benim. Bazen vakitsiz bir yağmur, yanlış bir dokunuş, yada inkarlarımın gizlediği itiraflarla sızlayan yüreğimde saklı da olsan, yoksanda, doldurulsanda, burdayım diyen bir sessin işte.. Sesten ibaret olmayan aslında.! Aynada bazen kendime bile selam veremezken üstelik..
Devamı…

Hoş geldiniz, iyi ki geldiniz..
Bir sürü teşekkürüm var, kabul edin.. İçimden geldi, yine..
Bunca yıllık yaşamışlığıma rağmen, hala sırrını çözemediğim, onca kazığına rağmen sırtımı çevirip gidemediğim, bana verdiklerini sevgiyle kabullendiğim hayata teşekkür ederim, bana sunduğu sayısız şans ve fırsatlar için. Karşıma türlü yüzler çıkarıp, içinden en doğrularını yanımda kıldığı için…
Herşeye rağmen, hep yanımda olan, güvenmenin, doğru insan olmanın ne demek olduğunu yaşayarak anlatan, onur kelimesinin sadece sözlükte bir sözcük olmadığını bilen, yanımızdakilerin bizi gerçek kıldığını bana gösteren, öğreten, öğrenen, güldüren, gülen, dinlettiren, dinleyen, hayatın türlü anlamlarını dört duvar içinde yaşatan, ama en çok seven, koşulsuz seven, bir çocuğun başına gelebilecek en iyi şey ve hayattaki en büyük şansım oldukları için, onlarsız bir hayatı düşünemeyeceğim canım aileme teşekkür ederim…
Devamı…

Kendini bilirkişi sayanlar çok konuştular hakkında, içtiği içkiden, namaz kılarken çekilmiş bir fotoğrafının olmadığına kadar. İçki içmiş de ne yapmış, onun bunun karısına kızına mı sarkmış? Namaz kılarken fotoğrafının olmaması da daha iyi, Allah ile kul arasındadır ibadet dediğin. Ayrıca hangimizin var namaz kılarken bir fotoğrafı?Ahiret hayatı varsa, kesinlikle O’nla aynı tarafta olmayı seçerim. Cehennem de olsa nasılsa cennete döner orası. Eğer hepimizin gideceği yer öteki dünya ise şayet, eminim şu anda cennetin en güzel yerinde rakısını yudumluyordur. Yarasın Ata’m…
Devamı…

Anlamı üzerinde gibi görünse de, çok derinlere sıkışmış bana göre…
Daha bunun gibi yığınlarca var. İmza: “Özgür Gümüşsoy”…
Kendisini yeni keşfedenlerdenim, okudukça etkisinden kurtulamıyorum ki; burada da dile getirmekten onur duyuyorum. Bir şey var cümlelerinde, bir şey… Nasıl bir şey, nedir, ne değildir bilemiyorum ama bazen sarsıyor, bazen acıtıyor, bazen kendine getiriyor, bazen de uzaklaştırıyor her bir şeyden… Kimi zaman unuttuklarını anımsatıyor insana, kimi zaman hatırlamak istemediklerini unutturuyor. Kitabını aradım taradım bulamadım, bulunmuyor efendim, buna naçizane bir çözüm istiyorum kendisinden. İnternet üzerinden okumanın keyfi başka biliyorum ama o kitabın kokusunu almak, sayfalarını merakla çevirmek, altını çizmek bambaşkadır.
Devamı…
Sanma kolay, sanma alışıyor insan… Bereketli bir saçmalığın içine düşeli beri,kendimi kaybettim. Evet kayıbım. Bulma beni, sarma, sevme beni artık. Kaç gecedir uykusuz, kaç gecedir umutsuz bir aklı başında olmayışlık bir bilsen. Bazen görebilsen, çoğu kez görmesen dediğim sen… Ayağıma taş bağlayıp denize atasım var kendimi. Bulanıklığımı özet geçesim de yok aslında, pişmanlığımı söyleme cesaretim de.
Bir türkü var içimde, sözlerini pas geçtiğim…
Bir keşke var gönlümde, hiç telafi edemediğim…
bir şiir var önümde, yazmayı kendime yediremediğim…
Bir sen var ardımda, benim bile göremediğim…
Neyse…
Tıp okumadım evet, bu konuda herhangi bir eğitim de yok ama bu illeti yenmek için bunlara gerek yok, biraz beynine hükmetmeyi bilmek gerekiyor sadece.
İşe öncelikle panik atak diye bir hastalığının olmadığını, bunun sadece beyninin pis, kaka bir alışkanlığı olduğunu düşünmekle başlayabilirsin. Kafanda neyi kurarsan onu yaşıyorsun hepsi bu. Şimdi bana “bekara karı boşamak kolay”, “yaşamayan bilemez” gibi düşüncelerle gelmeyin. Gördüm, yaşadım ve yendim.
Devamı…
Tamam uzak kaldım ve suçluyum kabul ediyorum. Bunun benimle değil, kafayı yiyen bilgisayarımla alakası var. En kısa zamanda sevgili kocamdan bir çare umuyorum. Herkesin derdine derman olan eyy mükemmel kişilik, bana da bir çözüm yolu üretmezsen evdeki tüm bilgisayarlara el koyacağım ve muhtemelen kendiminkini onarmak uğruna hepsini bozacağım (:
Peki ne yapıyorum son zamanlarda?
Uzun süren aylaklık döneminden sonra, sabahları erken uyanmaya alışmaya çalışıyorum, doğama aykırı ama olsun… Tabi erken uyanmak için erken yatmak da lazım, uff ne zor bir iş…
Sigarayı azalttım gibi sanki, ya da kendimi kandırıyorum bilemiyorum.
Devamı…

Geçiyor efendim, zaman olduğu yerde durmuyor. Takvimlere dönüp bakıyorumda; ne çok önemli önemsiz tarih işaretlenmiş yüreğimce. Ne kadar şiir, ne kadar yazı mıhlanmış beynimin olur olmadık yerlerine. Ne çok kedere, ne çok mutluluğa şahit olmuş gözyaşlarım. Ne aşklare, ne başlangıçlara, ne gecelere, ne sevgisizliklere ağıt yakmış şarkılar. Yolculuklar, yolsuz kalışlar, saçmasapan pişmanlıklar, gece gündüz ezberlenen beddular, keşkeler, hayaller, hakkı her daim saklı tutulan sitemler, ve daha niceleri…
Geçiyor efendim, hayat yerinde durmuyor…
Bir bakıyorsun evlenmişsin… Yanında dünyanın en mükememel adamı, sarıp sarmalıyor seni, durmadan yılmadan… Sevgisine sınır koymayan, aşkın ne demek olduğunu bilen, gösteren, yaşatan ve anlayan, gün geçtikçe gözümde büyüyen, büyüleyen… O vakit anlıyorsun; hayatına girip çıkan hadiseler değil; hayatın asıl anlamı, sevdiğin, kendin kadar güvendiğin insanın gözlerinde gizli.. O sana gülümseyerek bakıyorsa, her baktığında dünya yeni renkler buluyorsa içinde, işte tam orda…
Ben bu anlamı bulduğumu söylüyorum ve gani gani sizlere de diliyorum (:
Devamı…

Gece sessiz, yürüyorum… Aslında yanaklarıma vuran sadece yağmur değil. Korkuyorum bir yandan, etrafım en az benim kadar ıssız. Belki bu ürperti sırf bu yüzden. Sahi nereye gidiyorum ben… Yağmur dedim ya; öyle sert vuruyorki, herşeyi yüzüme çarpıyor sanki, gözyaşlarımla beraber. Beni esir alan herşeye bir küfür savuruyorum, alabildiğince bağırarak. Sessizliğin içinde kaybolup gidiyor, duymuyor kimse… Beni zaten kimse duymuyor. Bir de buna küfretsem mi diye geçiyor içimden… Susuyorum… Zaten pek konuşmuyorum kendimden başka kimseyle… Adım deliye çıktı bu ara, belki de bu yüzdendi kimbilir… Tedaviyi öneren çok da, derman olayım diyen yok… Ya da sebebini üzerine alınan… Böyle değildim elbette eskiden, böyle parçalamazdım kendimi olur olmadık sebeplerden, hele ki bir aşk yüzünden… Ya büyüyorum, ya da küçülüyorum… Ya kazandıkça kaybediyorum, ya da yükseldikçe alçalıyorum…
Devamı…