Sizden Gelenler

Bir Pazar Günü

Bir pazar günü yaşanmış bir hikaye, bir ruh hastasının kaleminden, hiç anlaşılamamış hep anlamaya çalışmış, kaybedişin büyük acısını hazmedememiş ve hala kaybettiği ile mutlu bir birliktelik sürenlere ithafen… Gerçek bir hikayede� Pazar günüydü� Uyandı, açılmayan gözlerini ovuşturarak kirli çamaşırlar, hiç yazamadığı yazıları bekleyen boş kağıt yığınları ve yalnızlığına yoldaş olan o eski dost izmaritler ile dolu kül tablasının üzerinden kısa ve dikkatli adımlar atarak banyoya kadar gitti� ağzında geceden kalma bir pas tadı, suratında anılardan kalma mutsuz bir ifade� iki avuç su canlandırırdı bünyeyi şüphesiz, çeşmeye eli gitti ama nedense her şey o gün bir Pazar günü mutluluğu kadar gerçekti� sular yatırmadığı fatura yüzünden kesik, duygular hiç kavuşamadığı sevgiler yüzünden bitik� ama Pazar günüydü� Odasına geri dönerken cep telefonuna gelmiş bir mesajı okuyordu� dostum yine yoksun diyordu� yine yok� yine martılar ağladı diyordu mesajın sahibi� martılardan nefret ediyordu çünkü suratındaki çizgilerin belki de en büyük sahibiydi martılar� bilgisayarındaki tarihe baktı� yine o tarihti�

Pazar günüydü� Uzandı ve demli bir çay, biraz beyaz peynir ve susamlarını dökmeden yemeye çalıştığı simidin tadını, bir sahil kahvaltısını hayal ediyordu� Hayal ediyordu� anımsıyordu� Eskiden Bir Pazar günüydü Üniversite yıllarının en güzel günleriydi, her şey onun için vardı sanki dünyada, baktığı her şeyden bir gülümseme, her güldüğü şeyden bir sebep buluyordu yaşamaya dair� anımsıyordu� Okuduğu kitap yine yastığının yanında kalmıştı açıktı, kitap hayatı anlatıyordu, ama onun hayatını değildi anlattığı, çünkü o mutluydu, sevdiği kız içeriden bağırdı, kahvaltıda simit var ve en sevdiği peynirin kokusu çayın demiyle birlikte ne güzelde uyandırırdı onu� aniden doğruldu. Yatağının yanındaki terliklerini giydi, yanı başındaki raftan el havlusu ve diş fırçasını alıp banyoya giderken mutfaktaki sevgilisine günaydın diyerek göz kırptı uzaktan da olsa öpücük atıp gülümseyerek banyoya girdi� ne güzel bir Pazar günüydü� Gerçek Bir Pazar günüydü� Perdelerin kenarlarından ışık giriyordu içeri, bitik dünyasındaki yitik insanların anılarında sürüklenmekti düşündüğü.biraz önceki dostum diyen adamın hayatına girdiği o günü düşündü� martılardan nefret ediyordu� nefretinin sebebini martılara bağlayarak belki de kendini avutuyordu� pencerenin yanındaki tekli koltuğun üzerindeki kitapların üzerine değen ışık, tozu nasıl da gün yüzüne çıkarıyordu� eliyle kendine bir yer açtı ve köşeden içeri giren ışığın kaynağına doğru bakarak hayallere daldı. Eskiden Bir Pazar günüydü� Sevgilisi ben çıkıyorum dedi kahvaltı sonrası, bugün biraz alışveriş yapmalıyım, seninle akşamüzeri buluşalım her zaman gittiğimiz sahilde, martılara simit atarız diyordu dünya güzeli dudaklar hem de o eşsiz gülümsemeyle� bu mutluluğa tamam sevgilim diyerek bir öpücük ile teşekkür etti o eşsiz gülümsemenin sahibi dudaklara� hemen hazırlandı önce odasındaki ufak tefek düzenlemeleri de yapmadan edemedi. Kitaplarını, ders notlarını, havlusunu ve yeni içmeye başladığı sigaranın paketini yerlerine koydu. Penceresindeki tül perdeyi çekti içeride çok ışık vardı ve raftaki düzenli kitaplarının önündeki tozu görünce başını iki yana sallayarak hayıflandı, daha geçen Pazar temizlemişti� Ütülü gömleği, ve sevgilisinin hediyesi olan spor ayakkabıları ile planladığı saatin çok öncesinde çıkmıştı evinden, güneşli bir havanın deniz kokan esintisiyle doluyordu ciğerleri, sahilde bir bank bulurum gazetemi okuduktan sonra en kötü ihtimal bir paket çekirdek ile denizi izlerim ve yazmaktan kendini alamadığı aşk şiirlerinden birine daha imza atarım diyordu içinden� Her zaman alışveriş yaptığı mahalle bakkalına girdi, gazetesini aldı gözüne yeni sayısı çıkan mizah dergisinin komik karikatürü takıldı bir de ondan aldı, çekirdek ve suyu da ne olur ne olmaz düşüncesiyle poşete attıktan sonra sahilde buldu kendini� Ne kadar mutluydu herkes, çocuklarını almış piknik yapan aileler ağaç diplerinde, genç aşıklar banklarda, ergenliğe yeni giren gençler ise tüm albenileri ile sevgili bulma çabalarında kordon boyunda volta atmaktaydılar. Etrafına baktı içindeki ümit arttıkça artıyordu. Ne güzel� ne mutlu bir pazardı� Ama aniden nereye oturup da okuyacağım gazetemi dedi, her bankta bir çift, her ağaç dibinde de aileler var diye biraz üzülmüştü,sevgilisi alışverişte ve o da sevgilisini beklerken ayakta kalmıştı, yürüyordu, balık tutanları izlerim dedi ne yapayım? İskeleye giderken bir bank gördü, bir adam, elinde kırmızı güller, eski ve buruşuk bir gömlek ve paramparça bir çift spor ayakkabı ve kirli sakallarıyla çok ilginç ve bir o kadar da garip bir telaş içinde kol saatini kontrol edip sağına soluna bakıyordu. farklı geldi bu aceleci tavırlar. Kibarca banka yanaştı merhaba dedi ve gülümsedi, yanınız boşsa oturabilir miyim?� biraz sonra gelir dedi garip telaş sahibi adam, ve zaten gelince oturmayız hemen kalkıp biraz gezeceğiz dedi gülümseyerek ve ekledi buyurun tabi� hiç dış görünüşündeki adam değildi konuşmadaki kibar sesin sahibi, neyse dedi şaşırmıştı, oturdu gazetesini açtı ve manşette yine ülkesi hakkında ne kadar güzel şeyler yazıyordu, dış politika iç politika, ekonomi derken yaklaşık bir saat olmuştu ama içinde ki merak bu adamın beklediği kim acaba sorusuyla onu yemiş bitirmişti, hava kapatıyordu, bulutlar güneşin önüne geçmiş tüm martılar iki metre üzerlerinden uçuyor, çığlıklar atıyor ve bir simit parçası yok mu ey insan oğlu hadi bizi de görün artık diyorlardı sanki� tam bunları düşünürken yedi sene oldu dedi yanındaki adam durup dururken, gülümseyerek, yedi senedir burada buluşuruz, size bir sır vereyim mi kadınlar hep bekletir demeyi de unutmadı bilmiş sözler sarf ederek. İlginç bir hal almıştı bu bekleyiş az sonra kendi sevgilisi de gelecekti telefon bekliyordu ama içinden ne olur biraz geç kal bir tanem diyordu. Bu adamın beklediği kadını görmeden gitmek istemiyorum diyordu. Tuhaflaşan görüntüsü ve kol saatine hızla bakışı adamın telaşını açıkça belli ediyordu ve olan oldu, of diye bir ses geldi yandaki adamdan, yine martılar dedi � bakar mısın şunlara çok üzgünler diye cümlelerine devam etti, bir buket kırmızı gül vardı elinde ve kolları arasına aldığı gülleri artık sıkmaya başlamıştı, tüm mutlu huzurlu başlayan gün aniden değişerek garip bir hal almıştı, ve güneş ışıkları yağmur olarak dökülmeye başladı, içinde bu adamın saçma sapan tavırlarına olan merak duygusu, yerini yeni spor ayakkabılarımı keşke giymeseydim diye hayıflanmalar alıyordu ki� yine ağlıyorlar dedi yandaki� martılara bakarak, ve gömleğine sıkı sıkı bastırdığı güllerin dikenlerini yüreğinde hisseden o ses tonuyla, yine ağlıyorlar dedi� kim ağlıyor demeye kalmadan martılar yedi senedir burada bu tarihte hep ağlarlar dedi� neler oluyordu anlam verememişti bu adam nasıl birini bekliyordu, neden böyle konuşuyordu, ve artık sevgilisinin aldığı spor ayakkabıları umursamıyordu, gazeteyi başının üzerinde tutuyor adamı izliyordu,yağmur çıldırmışça yağıyordu, kırmızı gülleri martıların ağlamasından koruyan bu adamın acısıydı göğsünde hissettiği. Aniden yağmura aldırış etmedi yandaki adam� gülleri yana ikisinin arasına indirdi� gök yüzüne dikti başını ağlamayın ne olur diyordu ama kendisi ağlıyordu, biliyorum yine gelmeyecek diyordu. Yedi senedir gelmedi diyordu� ne olur ağlamayın tamam yine biz gideriz ne olacak ki hadi beni takip edin dedi martılara bağırarak, iyi günler dedi gazetesinin altında korku dolu gözler ile bakan o mutluluk dolu gence, martılar ağlıyor görüyor musun diye son kez bir cümle ile veda ederken. Yolun karşısına su birikintilerinin içine basarak delik spor ayakkabılarından içeriye giren sulara aldırış etmeden geçmişti, ve elindeki kırık gülleri düzenledi ve o büyük metal parmaklıklardan oluşan paslı kapıyı tuttu ve içeri girdi, girdiği yer sahil manzaralı ebedi uyku yatakhanesiydi, şehir mezarlığına girdi gözden kayboldu, gazetesi alnına yapışmıştı, şok içindeydi, biraz sonra sevgilisiyle buluşacaktı ama tüm dünyası bu adam ile birlikte yıkılmıştı, o adamı düşündü yedi senedir gelmeyen sevgiliyi düşündü, etraftaki o mutlu insanlar gitmişti, sahil bomboştu ve yolun bu tarafında o, diğer tarafında gelmeyen sevgili ve o sevgiliye aşık o büyük adam vardı. Ne garip bir Pazar günüydü� Gerçek Bir Pazar günüydü� Mezarlıktan yine martıların ağlamasıyla çıktı, ıslak gömleği, bitkin vücuduna yapışmıştı üşüyordu, çamurlu ve eski spor ayakkabılarına bakarak yürüyen adam evine doğru ilerledi, bana bu ayakkabıları iyi ki aldın bir tanem diyordu, martılar ona eşlik ediyordu, birlikte ağlıyorlardı her sene bu gün� evine girdi, ödenmemiş faturaları gördü, odasına geçerken gün ışığını fark etti ve önce tülleri, sonra kalın perdeleri kapattı, aşk şiirleri yazmak isterdi yıllardır, ama yedi sene olmuştu� sigarasını yaktı, gömleğini çıkartıp tozlu dolabın üstüne attı ve yatağına uzandı, yandaki kalemi aldı boş bir sayfaya martılar yine bugün ağladı yazdı� telefonunu çıkardı ıslak pantolonundan, kendi numarasını tuşladı ve mesaj gönderme bölümüne girdi ve yedi senedir hep aynı mesajı atıyordu, bu tarihte, bir Pazar günüydü� Eskiden Bir Pazar günüydü� � telefon çaldı� sahilde beklerken yeni spor ayakkabılarına imrenerek bakan genç cebindeki telefonu çıkarıp elindeki mizah dergisini, yanına, çekirdek ve suyun üzerine koydu, sevgilisinin ismini ekranda gördü�hele şükür alışveriş bitmişti, açtı, karşıdaki ses sabah öperek uğurladığı ses değildi� alışverişe hiç gidememişti ve arayan bir dostuydu� sevdiği kadın artık yolun diğer tarafındaydı� Her şey gerçek, her şey eskidendi ama o gün bir Pazar günüydü� yedi sene olmuştu� ve o martılar hep ağlıyordu�

YAZAR: Demirhan TARİH : BİR PAZAR GÜNÜ

Bir yorum

  • nazolore

    Yazı cok ama cok guzel gercekten ama sanırım bır kopukluk var anlatısta severek okudum lakın dıkkat edılmesse anlasılamayan bır anlatım var.
    Yada banamı oyle geldı 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir