Derin ve Sürekli Bir Sızı

Kalemimim namlusu hala seni gösterse de, bu mazinin itibarıdır, sen üstüne alınma.. Ya hava soğuktu, ya gidişin, ya kalışım, ya çırpınışım, karmaşıklığım… Vardı bir yerde bir yanılgı, bulunsa da hep inkar edilecek. Üstesinden gelinmesi umulan çaresizliklerle sarmaş dolaş, adı konamayan bir tutam duyguya esir, eylem…

..bu son

Senin o güzel kalbini
çepeçevre sarmış suçluluklarımla
bir sabah güneşinde daha görmek
..
Her gün sana yeni sonsuzluklar yükleyerek yeniden
bağlanıp
hiçbir kıvılcımını örtemeyen
kırmızı perdelerın arkasına saklanmak
..
her bir sabahin ilk nefesinde
göğsümdeki ilaçsızlığın darplarını
suçsuz durgunluğuna yaslamak
..
hiçbir zaman içinde olmayan
olmayacak bir yanyana gelişin
rastgelebilecek oltalarında zayi olmak

Yazmayacağım . . .

Bu değildi hakedişim seni, hayatı hakedişimdi sensizlik, seni yok edişimdi umut… Gördüğüm ilk gün sevdim seni kendimce, öylesine… Ecel kadar acımasızdı, kendim kadar yalan! Sonra mı? .. Sonrasını yazmayacağım!

Ne tuhaf..

Bir yürek üşümüş, kapatmış kepenkleri, açması da zor artık, tedavisi de… Zamanın dili hala çözülmemişken, uydurduğum yalancı bir geleceğe yüz süremeden, henüz çok safken pazarlıklarım, erken büyümenin arifesinde tutuklu kaldım. Acıyordu kalp, anlamıyordum. Oysa gözyaşları ortadayken, uluorta pişmanlıklar eşliğinde bu aşk fazlaydı sana… Şimdilerde tecrübeyle…

Biriken Gidiş ..

Gitme sırası kalbine geldiğinde alır kalemi susa susa yazarsın, dert bu ya söyletir… Herhangi bir gecenin koynunda suyla ihanete uğramış bir kadeh rakı varsa, nefretle aşkı meze yapıp yuvarladınmı dibine, ”Gel keyfim gel” diye bir şarkı düşmez insanın diline… ”Hiç bir yara hiç bir zaman…

. . b u g ü n

Seyreliyor yüzümün nuru. Yersiz yurtsuz kelimelere dökülmeyen, aşktan daha kırmızı, acıdan daha kara, kendimden daha yoksun bir yoksulluk bu. Gelmeyin üstüme, bensizim bugün.. “Düşmek” kelimesinin yürekçe karşılığını düşünürken, pişman kadehlere talip, çocukluğuma hasret, gecelerce bıkkın bir halde, düşlerimden düştüm, düşünmeden. Ha dizim, ha sen… Sensizim…

Keşke…

Silüetin dağılır bir an anlamını yitiren zamanlar gibi… Geriye ne kalır bilinmez, kimse bakmaya yeltenemez, o kadar pervasız değildir hiç kimse! Bütün bunları unutmak lazımdır belkide, hatırlamak için gelecek zamanlı cümlelerde… Zamanla hatırlansın diye koymaz mıyız zaten platonik fotoğrafları cüzdanın baş köşesine… Şiir de bu…

Kısa Kısa…

-Şimdi- Biliyorum kimse umursamayacak, garip gecelerde, saçmasapan yerlerde, çoğu kullanılmış peçetelere yazılan bu iç döküşleri.. Ne yapsam başa çıkamıyorum bu benle, ve gecelerde aynı şekilde…

H e r b i r ş e y . . .

Ben seni ne zaman sevdim, tutuldu cümlelerim, kalemimde inceden bir sızı. İsminin yerine koyduğum zamirlerle başa çıkamadan, tüm işaret sıfatlarım küstü kağıtlara… Hangi yükleme denk getirsem diye düşünürken, hislerime tercüman olan, tek bir fiilden öteye geçmiyor yazdıklarım. Ruhumda inceden bir esinti; nefes aldığımı hissediyorum. Gerçi…

Bir rüya, bir saçmalık..

Adı rüya ama kanmadım. Uyansam boş, nefes alsam nafile… Onca pişman yılın ardından, dünyaya küsüşüm gözlerinden… Gelme demedim mi gecelerime! Belki vardı, belki hepsi yalandı ama gülüşümü koruyamadım. Arka ceplerime, şah damarıma, tırnaklarımın içine kadar pişman, beklediğim duraklara bile yazdığım adına düşman, cümle sonlarında sitemkar,…

1 2 3 7