“Hüzünbaz Şiirler” Arşivi

Derin ve Sürekli Bir Sızı

8 Yorum

06 Kasım 2012 Hüzünbaz Şiirler

Kalemimim namlusu hala seni gösterse de,
bu mazinin itibarıdır, sen üstüne alınma..

Ya hava soğuktu, ya gidişin,
ya kalışım, ya çırpınışım, karmaşıklığım…
Vardı bir yerde bir yanılgı,
bulunsa da hep inkar edilecek.
Üstesinden gelinmesi umulan çaresizliklerle sarmaş dolaş,
adı konamayan bir tutam duyguya esir,
eylem hazırlığı yaparken bir devrime yenik,
yine bedbah, yine düşünceli, yine yalnız ben..
Ayağa kalkabilme ihtimalimi bir çırpıda devirirken, düşünüyorum;
kederimi soylu kılmak değil derdim ama
ne kadarlıktı ki adım, hafızana ağırlık yaptım?

Cümlelerin buğusuna yazdığım kederleri
bir Ağustos vakti,
“elbet birgün buluşacağız” bestesiyle kandırılmış,
suçlu, ezik ve artık saçmasapan hayallerle yoğurmaktan yoruldum.
Umurumdan taşsın istediğim,
içimde tuttuğum kamyon yükü “neyse”lerim,
ne yapsam başa çıkamadığım “keşke”lerim,
hayalini kurduğum imkansız “belki”lerim var benim.
Yol güzel, yol uzun, yol senin yolun da,
gelip de halimi hiç sordun mu?

Ya bir yanılgının yangınıydın ya da bir yazgının,
aslında ne kanıyor, ne kabuk bağlıyor,
yarım kalmış bir bedduaya ne denir bilemem..
Cebimde kendimden öte bir boşluk,
her devrilişimi afişe etmeyecek kadar onurlu cümlelerim,
anlarsa da anam anlıyor, ağlarsa yine anam..
Özlem kokan şiirlerin en ücra mısralarına gizlenip,
yokoluşumu izlemeyi bırak artık..
Çünkü yazacaklarım sil sil bitmiyor
ve hayat geç kalmayı affetmiyor…

Dedim ya kalemin itibarını kendinde arama,
ve bence artık maziyi de üstüne alınma…

..bu son

Senin o güzel kalbini
çepeçevre sarmış suçluluklarımla
bir sabah güneşinde daha görmek
..
Her gün sana yeni sonsuzluklar yükleyerek yeniden
bağlanıp
hiçbir kıvılcımını örtemeyen
kırmızı perdelerın arkasına saklanmak
..
her bir sabahin ilk nefesinde
göğsümdeki ilaçsızlığın darplarını
suçsuz durgunluğuna yaslamak
..
hiçbir zaman içinde olmayan
olmayacak bir yanyana gelişin
rastgelebilecek oltalarında zayi olmak

Devamı…

Yazmayacağım . . .

Bu değildi hakedişim seni,
hayatı hakedişimdi sensizlik,
seni yok edişimdi umut…

Gördüğüm ilk gün sevdim seni
kendimce,
öylesine…
Ecel kadar acımasızdı,
kendim kadar yalan!

Sonra mı?

..

Sonrasını yazmayacağım!

Ne tuhaf..

Bir yürek üşümüş, kapatmış kepenkleri,
açması da zor artık, tedavisi de…

Zamanın dili hala çözülmemişken,
uydurduğum yalancı bir geleceğe yüz süremeden,
henüz çok safken pazarlıklarım,
erken büyümenin arifesinde tutuklu kaldım.
Acıyordu kalp,
anlamıyordum.
Oysa gözyaşları ortadayken,
uluorta pişmanlıklar eşliğinde
bu aşk fazlaydı sana…

Şimdilerde tecrübeyle sabit,
ama sen bilmiyorsun ne tuhaf…

Biriken Gidiş ..

14 Yorum

16 Aralık 2010 Hüzünbaz Şiirler


Gitme sırası kalbine geldiğinde
alır kalemi susa susa yazarsın,
dert bu ya
söyletir…
Herhangi bir gecenin koynunda
suyla ihanete uğramış bir kadeh rakı varsa,
nefretle aşkı meze yapıp yuvarladınmı dibine,
”Gel keyfim gel” diye bir şarkı
düşmez insanın diline…
”Hiç bir yara hiç bir zaman tam olarak iyileşmez”
derken haybeye konuşmamış Yılmaz Abi…
Sen kalbimden geçtin,
sırtımı parçalayıp çıkan kurşun misali…
Sen bana benimle ihanet ettin!
Devamı…

. . b u g ü n

Seyreliyor yüzümün nuru.
Yersiz yurtsuz kelimelere dökülmeyen,
aşktan daha kırmızı,
acıdan daha kara,
kendimden daha yoksun bir yoksulluk bu.
Gelmeyin üstüme, bensizim bugün..

“Düşmek” kelimesinin
yürekçe karşılığını düşünürken,
pişman kadehlere talip,
çocukluğuma hasret,
gecelerce bıkkın bir halde,
düşlerimden düştüm,
düşünmeden.
Ha dizim, ha sen…
Sensizim bugün…

Gelip geçmeyen esmelere müptela ben,
şarkılar yalan yine, caddeler ıssız,
yağmur desen gözyaşı kırmızısı yüzümde.
Hüzünlü kokusuna sessiz bakarken bu çerçevede;
pervazına yandığım,
başımı sana yaslasam… Beterim bugün…
Devamı…

Keşke…

9 Yorum

26 Aralık 2009 Hüzünbaz Şiirler

Silüetin dağılır bir an
anlamını yitiren zamanlar gibi…
Geriye ne kalır bilinmez,
kimse bakmaya yeltenemez,
o kadar pervasız değildir hiç kimse!
Bütün bunları unutmak lazımdır belkide,
hatırlamak için
gelecek zamanlı cümlelerde…
Zamanla hatırlansın diye
koymaz mıyız zaten
platonik fotoğrafları cüzdanın baş köşesine…
Şiir de bu yüzden yazılmaz mı?
Unutulan şeyleri hatırlamak için yani,
geride bırakılan ekmek ufağı gibi,
ya da yetmişlik rakıya meze misali…
Bir şiir akılda ne kadar kalır bilinmez…
Sabah ayıldığında unutursun,
ya da unuttuğun gün ayılırsın,
mazbut kelimelerle tanışık değilse yüreğin…

Devamı…

Kısa Kısa…

-Şimdi-

Biliyorum kimse umursamayacak,
garip gecelerde, saçmasapan yerlerde,
çoğu kullanılmış peçetelere yazılan bu iç döküşleri..
Ne yapsam başa çıkamıyorum bu benle,
ve gecelerde aynı şekilde…


Devamı…

H e r b i r ş e y . . .

Ben seni ne zaman sevdim,
tutuldu cümlelerim,
kalemimde inceden bir sızı.
İsminin yerine koyduğum zamirlerle başa çıkamadan,
tüm işaret sıfatlarım küstü kağıtlara…
Hangi yükleme denk getirsem diye düşünürken,
hislerime tercüman olan,
tek bir fiilden öteye geçmiyor yazdıklarım.
Ruhumda inceden bir esinti;
nefes aldığımı hissediyorum.
Gerçi seni gördüm kör oldum
ama umrumda mı sanıyorsun…
Zehir desen elimden, gık dersem namerdim.
Devamı…

Bir rüya, bir saçmalık..

Adı rüya ama
kanmadım.
Uyansam boş,
nefes alsam nafile…
Onca pişman yılın ardından,
dünyaya küsüşüm gözlerinden…
Gelme demedim mi gecelerime!

Belki vardı, belki hepsi yalandı
ama gülüşümü koruyamadım.
Arka ceplerime, şah damarıma,
tırnaklarımın içine kadar pişman,
beklediğim duraklara bile yazdığım adına düşman,
cümle sonlarında sitemkar,
şehrin arka sokaklarında bir kaybolmuşum hala…
Devamı…