Skip to main content
Sizden Gelenler

Nice Yıllara

By 08 Mayıs 20082 Comments
Gece devriliyor dışarıya. Karanlığın sahiplenicileri kuytuluklarından şehrimin üstüne üşüşüyor. Alkol kıvamında en cesur sevişmeler. Şişeler kırılıyor sokak ortasında. Cinsinin farkında boyalı yüzler, hava ağır, kendi gibi zaman. Şimdi gecenin bir yerinde sevgilinin gül teni koklanarak yaşanan ilkbahar düşleri tiner ve bally kokusunun “süsüyle” hayal alıcı olur. Büyük binaların altında üst, üste kıvrılmış bedenlerin zihninde… Seni düşlerim sokakların çocuklarıyla seni “yokluğundan kirli” ellerimle. Seni solurum. Bir intihar gibi sınırlarımda gezerim “süslü” düşlerin sınırsızlığında. Zaten birileri hep ölür bu şehirde birileri hep doğar. Bu şehir nasıl olsa başının çaresine bakar. Ben ne yapacağımı bilmiyorum ve bu ne “yapacağını bilmezlik“ geceleri daha bir cırtlaklaşıyor gözlerimde. Acemisi değilim yalnızlığın, Sensizlik başka şey! Sık, sık kapımı çalıyor “kendimi alıp “ gitmek… Kendimi alıp gitmek, sensizliğin olmadığı yere ve her defasında bir an’da şehrimin sokaklarını devriyeler zapt ediyor. Gecenin orta yerinde patlayan ispiyoncu telefonlar üşüştürürken gözlerimin önüne aynı “tipleri” sana gelemem. Eve gidemem. Hiçbir yere gidemem. Hiçbir yerde kalamam. Kimse kabul etmez yüreğimin hükmüyle beni. 

Sana gelmenin derdi geceyle beraber düşer şehrimin üstüne. Şehrim ayaklanır ve ben “kimliksiz” işlere bulaşırım. Bir anda uğultular ve bekçi düdükleri, telaşlı sirenler sarar şehrimi bir de çöp tenekelerinde aç kediler vardır. Genç telaşlar tutunur asfaltlarına gecede şehrimin ve ben artık kendimle de daha fazla olamam. Şehrimin arka sokaklarında koyu renkli saatler ve çok anlamlı şiirlerle bir olur, meraklı bakışların sızdığı pencerelerden kaçarım. Kaybolurum, her defasında tabelasında “başka isimli” sokaklarda ki isimleri beraber yürüdüğümüz sokak, evine gelen sokak, ilk el ele tutuştuğumuz sokaktır ya da birbirimizi beklediğimiz sokaktır bu sokaklar, kaybolurum. Sesimin gölgesinde çocukluğum üşür mırıldanırken bile ve herkesi içime atarım. Kudurmuş sesler çoğalır ve yankılanır terkedilmiş evlerinde şehrimin. Bilsen ben de ne çok şey söylemek isterim. Bir bilsen şehrimin kimi denizsiz, susuz martılarını. Bilsen ve anlasan kendimin derdini. Bir yerde zulamda “hiç kimsesizliğe” sakladığım gülüşlerimi de kaybettim! Zaman geçiyor. Kıyısından köşesinden şehrimin her iki yakasına yapışıyor güneş. Silkelenen gece üstüme sabahı düşürür. Şehrim uyanır. Şehrimin “Senin sokağında” sen uyanırsın. Bu gün, uyanışın yıllar öncesini düşündürür bana, yıllar önce birilerine bu gece gibiydi gece. Endişeli bekleyişlerin ardından çığlık çığlığa sen doğdun güne… Adını sen koydular tüm bekleyişlerin ve endişelerin ve umutların ve mutlu gözyaşlarının sebebi bebeğe. Sen doğdun ve dışarıda bir yerlerde böyleydi gece… İyi ki doğdun doğum günün kutlu olsun. Sana, ele avuca sığan hediyeler getirmek isterdim bu gün.Bu gün her şey ‘o’ şarkıdaki gibi ”Doğuşta ki o muhteşem güzellik bile nereden gözlersen gözle dolu ,dolu göz yaşı ile kan ile terler değil mi ömrüm?” . Değil mi? Nice yıllara…

2 Comments

Leave a Reply to özge Cancel Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.