Sizden Gelenler

Şifa Niyetine!

Bir gökyüzü indir gözlerinden… 
Bir yıldızı havalandırmış kuş kanadı kadar uzak.
Küçük bir delikten nefes almak kadar kaçak .
Ve söz gelimi diye başlayıpta ,
söz sırası hiç gelmeyen .
Devrik kurulmuş cümlelerin
çift anlamlı anlamsızlığı gibi sahipsizce ,
pütürsüz ,özürsüzce.
BU BENİM SEVME HALLERİM .
Sonra, bir kış bırak uzak gecelere.
Bir kapı , bir pencere gibi yarı açık kal ömrümde .
Ayın bedir halinde parlak dişleriyle yanlızlığım .
Ara ara sıgaram .


Terli bir öğlen kadar emek kokan ,
durağan bir akşam üstü kadar yorgun geçiyorken zaman .
Döneceğim diyipte ,
hiç dönmeyen bir babanın otobüs camına takılmış gözleri gibi ,
durak durak kaç benden ..
Senden sonrası ,
senden öncesinde yok olan ..
Adım ,adım ,
kıskıvrak ve öfkeli..
Ağrısında hüzzam ,ağrında hicranken .
Tüm şarkılar .
Ve unutmaya utanılınca , şifa niyetine ellerin .
şifa niyetine gözlerin ,
şifa niyetine gülmelerin kalsın yanımda ….

MİRAÇ Akyüz

4 Yorum

  • Hüzün Kovan

    Ensemden girip, sırtımın tam ortasına yapışıp duran bir buz parçası gibi yalnızlık… Uzanıp tutamıyorum. Tutsam koparamıyorum. Karnıma doğru çektiğim bacaklarımın arasına sıkıştırdığım üşüyen parmaklarımla bekliyorum; bütün hayatım gözlerimin önünde.

    Çapraz antenli bir televizyon, soğuk üfleyen pencereler, beyaz diye yutturulmuş çarşaflar, yalancı bir ayna, sarı duvarlar, kırmızı renkli musluktan soğuk akan sular ve bir de aksak masamın köşesine yavaşça değdirip, yalnızlığa kaldırdığım, alkol oranı kül ile arttırılmış katı bir bira… Keşke birileri gelse de bozsa bu soğuk sessizliği. Keşke üstümü örtse birileri…

    Yalnızlığın diktatörlüğünde bir yer burası. Sınırları kalın kırmızı çizgilerle belirtilmiş, umudu bekleyen mültecilerden oluşturulmuş bir ülke… Gazetesini koltuğunun altına sıkıştırmış bir memur, ciğerinden gelen öksürük sesleriyle uyanan bir ihtiyar, terkedilmiş bir koca, depresif bir genç, temizlik yapıyormuş gibi görünen bir kadın, anahtarları özensizce yerleştiren bir adam… Herkes aynı yerde ama hepsi yalnız, hepsi sessiz sedasız. Konuşmuyor hiç kimse.

    Sadece kapısı gıcırdayan dolaplar çift; birine naftalinli umutlar, hayaller, mazide kalmış sevinçler, kimsesizlikler yerleştirilmiş kapısı kilitli; diğerine ise aylardır yıkanmayı bekleyen elbiseler.

    Ben bu otel odasını istememiştim. Kimsesizliği, bu karamsar lafları, demirden perdeleri, tıkırtısını beynim de hissettiğim bu tatsız saati… Seninle sessiz bir geceydi istediğim. Beraber umutları aramak karanlıkta. Susmak, susamak, yorulup uykuya dalmak. Sabahında seninle ölümsüzlüğe uyanmak…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir