Sizden Gelenler

Uyuma Kendimi Yalnız Hissediyorum

Isırgan sessizliğin çığlık, çığlık üzerime gelir gecede. Geceye uyup uyuduğunda her soluklanışın, ısırgan bir sessizlik salar üzerime. Sessizce, çıt çıkarmadan nefes alır nefes verirsin. Çıt çıkarmayan sessizliğine bakmak saatlerle, saatlerce süren ‘çıldırmamacasına’ bir uğraşa döner. Sabah olmalı bir an önce sabah olmalı. . . Hep aynı çelişkiyi geceden sabaha çekerim; sessizliğine bakacak kadar yakın olmak, soluklanışını dinlemektir. Soluklanışını dinler (din)lenirim ama uyuduğun uykunun bana yaşattığı yalnızlık, bir an önce bitsin isterim. Kendimle çelişkimi çekiştiririm. Bir an önce uyan ve gözlerime bak, günümüz aydın olsun ve sen hemen konuş hemen gülümse isterim. Çünkü çoğalan anlamların adlarıdır, yüzünün kıpırdayan çizgileri. Sonra sen yüzeysellikten apayrı çizgiler yüzünde, uyanınca kızarım hayata. . . Sen uyanmışsan bir kere, birazdan gideceksindir. Birazdan elini yüzünü yıkayıp tüm çizgilerini avuçlarınla boğup gideceksindir. Hep birazdanın işleyişini gözümün içine soktuğu için çirkinleşen çayını içip, gideceksindir. Bir minibüse binip, hatta öncesinde bir kaldırımda yürüyüp karşıdan, karşıya geçip uyandığına bilmem ne kadar sevinip, bilmem ne kadar üzülüp gideceksindir.

Bu şehre, bu hayata, kaderine, kaderime kızarım. Ses etmeden çok, çok zenginlere küfrederim. Kendime küfrederim. Geçen geceye, uyanışına, birazdana küfrederim. Çirkin çaya küfrederim. Akşama kadar akşama küfrederim. Çelişkime küfrederim. Sonra akşam olur, akşam olur sen gelirsin. Bu şehirden çıkar eve, evimize gelirsin. Yalnızlığım gözlerinde sarsılır ve sen yorgun ve sarsak ardında dışarısı gelirsin. Bütün cümlelerin cümlesine susarım. Bu şehre, bu hayata, kaderine, kaderime şükrederim. Her gece, her gece çelişkimi çözmek için yeni bir ipucu arıyorum. Bulduğum her ipucunu bir intihardan çözülmüş buluyorum ve her ölümü kördüğüm. Dedim ya çıldırmamacasına bir uğraş saatlerle aramda saatlerce, sürer her gece. . . Sonra sabaha karşı, sabaha karşı duran gece yıkılır, ben yalnızlılığımla meşgul, ben çıldırmanın eşiğinde, her şeyi bir kenara bırakırım. Ulu orta tüm çelişkilerimi ve her tekrar anını sonsuzluktan sıyırır sonsuzluğa bir umut giydiririm… Zaman karanlık saatleri bu şehrin üstüne kusmuşken, şimdi ben bu satırları yazıyorken, sen daha uyanmamışken zaman, sabaha karşı duran geceye bu şehrin sesleriyle dokunup geceyi yıkıyorken en cırtlak sesler, kurulu bir saatten çıkacak. Uyanışına kurulu saatin seslerinden önce kulağına ben fısıldayacağım: �Ömrüm, bebeğim kalk, hadi kalk günümüz aydın!� Bir fısıltının taşıdığı bunca anlamı gözlerine, gözlerinden öperek iliştireceğim . Canım bu satırları sen uyurken yazıyorum. Seni uyandırmak ve uyandığını görmek zor iş . Paramparça bir uykuya yatmak yada eksiksiz ama paramparça uyanmak zor iş… Ansızın, anlamsız ve eksik, isimsiz bir şeyler geliyor aklıma ansızın, bir tekerleme gibi çınlıyor ellerimde kalan hasretin . Ansızın ‘an’ sızım oluyor sızım, sızım sızlıyor adının her bir harfi beynimin içersinde. İçimin sesi uyutmuyor sensizliği . Uyuma uyuma,kendimi yalnız hissediyorum! Öylece kalıveriyor cümlelerim, gereksiz bir işin mecmuası oluyor ağlamak… Uyuma kendimi yalnız hissediyorum…

3 Yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir